20 Ekim 2015 Salı

Merhaba,

Blog günlük niteliğinden çıkarak, haftalığa geçiş yaptı. Nitekim bu aralar yurt ile okul arasında git gel yapmaktan başka bir şey yapmıyorum. Ama bi 10 gün sonra bu günlerin biteceğine inanıyorum.

Buraya alışmakta sanırım ben değil ama bünyem sorun yaşıyor. Geldiğimden beri uyku düzenim darmadağın oldu. İlk zamanlar bir gün uyku tutmuyor, ertesi gün 8-9 gibi uykum geliyorken, sonraları gece uyuyamaz oldum. Hatta Cuma günü bu konuda kendi rekorumu kırdım. Cuma günü yarımda uyandıktan sonra, Cumartesi gece 11'e kadar 1 dakika bile uyumadım. 

Tabi uykusuz geçen gecenin ardından dışarı çıkmak aklımın ucundan bile geçmezken çok ilginç bir şey yaşadım.
Gün içinde odadan hiç çıkmayınca akşamüzeri 100 yen shop'a uğradım. Üzerimde, her zaman gururla taşıdığım (bir öncekini tamamen yıpranana kadar giymiştim, evde hala da giymeye devam ediyorum) Anken sweatshirt'üm vardı ve arkasında yazan 「剣は心なり (ken wa kokoro nari)」yani "Kılıç Ruhtur" yazısına dikkat eden 2 kadın benimle konuşmak istediler. Muhabbet muhabbeti açtı derken beni yemeğe davet ettiler. Zaten odada sıkıldığım için davetlerini kabul ettim. Ama gideceğimiz yeri uzun süre aradık, hatta ara sokaklara bile girdik; tabi öyle olunca da ben baya bi kıllandım. Serde şüphecilik de olunca, yakuzaların mı eline düşersin, kaçırırlar mı seni, ne olur acaba diye endişeyle, cebimdeki elimde anahtarla (bunu da çok sevdiğim bi hocam öğretmişti) dolanıyorum. Neyse ki sonunda gideceğimiz yeri bulduk. Bu arada yol boyunca kadınlar nedense çok garip davrandılar bana, şüphe duymamda onun da etkisi var  tabi. Yemekleri söyledik, yerken ağızlarındaki baklayı çıkardılar. 「南無妙法蓮華経 (Nanmyō Hōren Gekyō) adında, Budizm'in Nichiren kolunun bir parçası olan bir din (ya da mezhep)'e mensup kişilermiş ve beni de ona dahil etmek istiyorlarmış. Din muhabbeti öncesinde uykusuzluğumdan da bahsetmiştim, dini bana anlatırken, 74 yaşında uykusuzluk çeken bir adamın bu dine katıldıktan sonra derdinin kalmadığını falan anlattılar beni ikna etmek için. Neyse nasılsa tecrübe olur diye gittim ben de. Meğer ibadethaneleri uzun süre aradığımız o restoranın yakınındaymış. Ne kadar çakallarmış dedim. :D 

Neyse yemekten sonra gittik, beni biraz dışarıda beklettiler, meğer o sırada kaydımı yapıyorlarmış. Kayıt yapıldıktan sonra bana bir tespih, bir de kutsal sözlerinin yazdığı bir kitapçık verdiler (Altta fotoğrafı var) ve beni bir odaya aldılar. 


Odada bir süre ayin (ya da dua her neyse) yaptıktan sonra beni kuruluşa kabul ettiklerini anlatan bir yazı okudular. Sonrasında üst katta olan büyük tapınak odasına geçtik, orada ibadet sırasında kendinden geçen insanları gördüm. Hatta genç bir çocuk dua ederken ağlıyordu. 

Sonuç olarak kadınlardan başta biraz şüphelensem ve şüphelerimde kısmen haklı çıksam da, ilginç bir tecrübe yaşadım. Bu tarz bir ayinde de bulunmadım demem artık.

Ama bu hafta yaşadığım tek ilginç olay buydu. Bakalım önümüzdeki günler neler getirecek.

12 Ekim 2015 Pazartesi

Merhaba,

Buraya her gün bir şeyler yazacaktım normalde, ama insanın modu bunu her zaman mümkün kılmıyor. Özellikle Cumartesi günü meydana gelen terör saldırısı, odada nefes almama bile engel oldu. O yüzden kendimi dışarı attım. Odaya sadece yatmaya geldim 2 gün boyunca, bugün biraz daha iyiyim. O nedenle hissettiklerimi yazmak istedim.

Siyasetin kirli yüzü midemi bulandırıyor. İnsanların kendi idealleri, kendi çıkarları, kendi düşünceleri için başkalarını acımadan katletmeleri nasıl bir vahşettir. O saldırıda ölenlerin tek istediği BARIŞ'tı. "Ama onlar teröristleri destekliyordu bla bla bla" diyecekler olacaktır; ama bu onları öldürmek için geçerli sebep değildir, olmayacaktır. Eğer öyle bir şey için kanıtınız varsa, savcılığa şikayet edersiniz, yakalatırsınız arkadaşım, öldürmek, ölümlerinin ardından "oh oldu" demek,beni, sizi, hepimizi insanlıktan çıkarır. 
Bu tarz düşüncelerimi genelde kendime saklamayı tercih ederim, ancak bu sefer içim o kadar çok yanıyor ki, dayanamadım. Milletimize sabır diliyorum. 

Neyse, anlatmakla da geçmiyor içimdekiler. En iyisi blogta kaldığım yerden devam edeyim. En son bankaya gittiğimi yazmıştım. Ertesi gün hesap defterimi almaya gittiğimde, sıram gelmesine rağmen bi 5 dk daha beklememi istediler. Toplamda maksimum 10 dk beklemiş olmama rağmen binbir özür dilediler beklettikleri için. İşemim bitip, giderken bile 90 derece eğilerek özür dilemeye devam ettiler. Ayrıca bankadaki güvenlik görevlisi amcanın suratındaki gülümseme o kadar güzel ve içtendi ki,  sırf o amcanın samimiyetini görmek için ara sıra o bankaya gitmeye karar verdim.

O gün bankada işlemlerim bittikten sonra, oryantasyon için okula gittim. Bazen Japonların işlerini gereğinden fazla ciddiye aldığını düşündüm orada. Tamam, işlemleri ayrıntılarıyla anlatmaları güzel ama ilkokul çocukları gibi bize okulu gezdirerek tanıtmaları biraz abartıydı. Sonuçta en kısa kalacak olan öğrenci 6 ay okulda olacak, insanların kendilerinin istedikleri yeri bulmaya çalışması, bu vesileyle Japonca pratik yapması bence daha önemli.

Oryantasyonu nihayet tamamladıktan sonra, yapılan partide 5 dk kendimi gösterdikten sonra oradan ayrılarak, daha önceki geldiğimde Nagehan'la sık sık gittiğimiz, İkebukuro'daki HUB adlı mekana giderek bir şeyler içtim. Tanıdığım yüzler artık orada yoktu ama mekanın hiç değişmemiş olduğunu görmek güzel oldu. Eski dostla yeniden buluşmak gibi.

Cuma günü, saat 10'da danışmanım Moriyama Hoca ile görüşmeye gittim. Kendisiyle oryantasyonda tanıştık, ancak toplantı sonuna kalmadan gittiği için kendimi tanıtma fırsatı bulamamıştım. Cuma günü 15 dakikalık bir görüşme yaptık ve ona planlarımı açıkladım, hoca da bunun üzerine almam gereken dersleri söyledi. Toplamda 7 ders almama karar verdik. Dolayısıyla biraz zorlu bi dönem olacak benim için. Ama Nisan'da doktoraya girmem için bu dersleri almam şarttı.

Hocayla görüşmeden sonra, öğlen 1 civarı bi arkadaşımla buluşacağımdan, oldukça bol vaktim vardı. Üstelik erken de kalktığımdan, geçen gün altında kitap okuduğum ağacın altına gittim, bu sefer önce biraz şekerleme yaptım, tam da düşündüğüm gibi, çok güzel oluyormuş orada şekerleme yapmak. :D

Sonrasında arkadaşımla buluştum ve birlikte bi cafeye gittik. Sipariş ettiğimiz pizzalar o kadar inceydi ki, çatalla ön kısmını içine almak gerekti. Pide inceliğinde pizza yapmışlar resmen. :/
Oturduğumuz masa, tuvalete yakındı ve tuvalete giden herkesin fotoğraf çektiğini görünce dayanamayıp, ne olduğunu görmeye gittim. Ve aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz lavaboyla karşılaştım. Tasarımı gerçekten çok hoş. :)



Cuma gününü de bu şekilde bitirip yurda döndüm. Cumartesi günü ise hiçbir yere çıkasım yoktu, malum henüz bursumuz verilmedi ve gelirken getirdiğim para suyunu çekmek üzere. Sabah kendime çok güzel bi kahvaltı hazırladım ve odada oturup Japon dizisi izledim tüm gün. Akşamüzeri Özlem (Kore Dili'nden arkadaşım, canım ciğerim)'le biraz konuştuk, telefonu kapattıktan bi süre sonra Ankara'da patlama olduğu haberini verdi bana. Ankara'da patlama olmasına alıştık, ama haberlere bakıp da olayların boyutunu görünce odaya sığamadım. Küçücük odanın 2 adımlık boşluğunda bi oraya bi buraya gidip, kendimi kapana kısılmış hissedince kendimi dışarı attım. Yurda yakın olup, canlılığın da olduğu yer olan İkebukuro'ya gittim ve orada bir festivalin sonuna denk geldim.

Ben vardığımda son dans korteji geçiyordu alandan, o nedenle kısa bir video çekebildim. Onu da aşağıda görebilirsiniz.

Madem festivale yetişemedim, gidip bir şeyler içeyim diye yine HUB'a gittim. Orada da yalnız olunca yaklaşık 2-3 saat boyunca internetten Ankara'daki olayları takip ettim. Sonra baktım iyice kendimi kötü hissediyorum, birileriyle konuşmaya ihtiyacım var, yan masada oturan 3 Japon'a, onlara katılıp katılamayacağımı sordum. Onlar da sağ olsunlar kabul ettiler beni. Bi ara bana Onēchan diye hitap ettiklerini fark ettim. Neden diye sorduğumda "E sen bizden büyüksün, biz daha 20 yaşındayız" dediler. Orada ilk kez yaşlandığımı hissettim. :D

Pazar günü ise, bu yıl Soka Üniversitesi'nde festival vardı ve oraya değişim öğrencisi olarak gelen İçten ve Burak da festival kapsamında dans edeceklerdi. Onları izlemeye gittim. Soka Üniversitesi'nin kampüsü çok büyük ve festival de tüm kampüste düzenleniyordu. İçten'lerin dans edeceği yeri güç bela buldum, ancak kapıdaki güvenlik görevlisi, bu gösterinin, Değişim Öğrencisi Mezunlar Toplantısı olduğunu ve Soka Üniversitesi olup, yurtdışına gitmiş Japonlar veya burada eğitim görmüş yabancılardan başkasının giremeyeceğini söylediler. Durumu görevliye anlattığımda, nihayet ilgili kişiler girdikten sonra yer kalırsa beni içeri alabileceklerini söylediler ve salonun yarısı boş olduğundan sonunda salona alındım. 

Birkaç açılış konuşmasından sonra, festivalin yapıldığı 1991 yılından bu yana yapılan danslardan kesitler gösterdiler. Bu kesitlerden birinde, dans eden bir arkadaşımı gördüm. İsmini açıklamamı isteyeceğini pek sanmadığım için, adını buraya yazmıyorum. :) 

Bu videolardan sonra aralarında İçten ve Burak'ın da bulunduğu dans grubu sahneye çıkarak, bu yılki gösteriyi yaptılar. Sanırım daha fazla katılımlı olarak, Cumartesi günkü etkinlikte gösteri yapmışlar. Bu gösteride o kadar kalabalık değillerdi, ama yine de güzel bir gösteri yaptılar. Kendimi onların velisi gibi hissedip gururlandım. :D Gösterinin videosunu buraya yükleyecektim, ancak video boyutu büyük olduğu için yapamıyorum. Açıkçası boyut küçültmekle uğraşmak istemiyorum.

Neyse efenim, bu günüm de odadan çıkmadan geçti. Pazartesi bugün, okula niye gitmedin diyenler olabilir, ancak bugün burada resmi tatil. Taiiku no Hi, yani Beden Eğitimi Günü. Aslına bakarsanız, yurt görevlisinden öğrendim bugünün tatil olduğunu, o da belediyenin kapalı olduğunu söylediği içindi. O yüzden de tatil olarak kabul ettim. İnşallah okul açık değildi. :D

Bugünü de böyle kapattık bakalım, önümüzdeki günlerde daha güzel, daha heyecanlı şeyler yaşarız umarım. Hoş, iyi günler umdukça daha kara günler çöküyor üzerimize, o nedenle güzel bir dünyanın hayalini bile kurmaktan korkar olduk. Daha kötü olmayalım yeter diyoruz artık.

Sağlıcakla kalın.

6 Ekim 2015 Salı

Merhaba,
Bugün blog sizi çok farklı karşıladı. Bunun iki sebebi var, ilki bundan sonra mevsime göre fonu değiştirmeye karar vermem, ikincisi (ve ilk sebebi düşünmeme vesile olan) ise pek haz etmediğim birinin de bir önceki şablonumla aynı şablonu kullandığını görünce deyim yerindeyse uyuz oldum. :D

Neyse, konumuza dönersek, dün halledemediğim hesap açma işlemi için bugün tekrar bankaya gittim. Dün 15.00'ten sonra kapalı olan banka, bugün öğle saatlerinde (Türkiye'deki öğle tatili saatinde) açıktı. Bankaya girince belediyedeki gibi bir görevli beni karşılayarak hangi işlem için geldiğimi sordu. Hesap açtırmak istediğimi söyleyince beni bankanın bir köşesindeki koltuklara yönlendirdi, kendisi de benim için bir sıra numarası ve doldurmam gereken belgeyi alarak yanıma geldi. Formda doldurmam gereken yerleri gösterdikten sonra sıra numarasını vererek, sıram geldiğinde hangi bankoya gideceğimi açıkladı. Etrafını gözlemeyen biri, bunun sadece yabancılara yapıldığını sanabilir, ancak bu görevli bankaya giren her müşteriye aynı işlemi yaptı, herkesle teker teker ilgilendi.
Sıra benden bir öncekine geldiğinde, görevli yanıma gelerek, benden önceki kişinin  de aynı işlemi yapacağını söyleyerek, ikimizin işlemlerinin aynı anda yapılacağını söyledi. Benden önceki kız da Ochanomizu Üniversitesi'ne gelen değişim öğrencilerinden olduğu için o da ben de sorun etmedik. İşlemler halledildikten sonra (3 gün önceki yazımda bahsettiğim inkanı da kullandım bu arada. :) ) görevli işimizin bittiğini, ancak banka cüzdanını yarın alabileceğimizi söyledi. Yarın tekrar bankaya gitmek zorundayım yani. Neyse, sağlık olsun, sistem buysa yapacak bir şey yok.

Oryantasyon programım yarın olduğundan, yarına kadar banka ve belediye işlerinden başka yapacak hiçbir şeyim yok. Belediye işlerimi ilk günden, banka işlemlerimi de bugün hallettiğimden, kalan zamanımda okulun bahçesine giderek, güzel bir ağacın altında saatlerce kitap okudum. Okul o kadar sessiz ki, okul dönemi olmasına rağmen, bu kadar sessiz olması hayret verici. Tabi çevreden trafik sesleri gelmediği için de bu kadar sessiz gelmiş olabilir, bilemiyorum. Ama insan çok güzel kafa dinler bu okulda. Alttaki fotoğrafta da altında kitap okuduğum ağaç var. 

Ağacın dalları ya ağırlığa ya da hava şartlarına dayanamamış olacak ki, direklerle desteklemişler. Bir de bu ağacın altındaki banklar oldukça geniş yapılmış. Ara sıra burada şekerleme yapabilirim. Çok da güzel olur hatta. :D

Bugün de bu şekilde geçti günüm. Bakalım yarın ve devamındaki günlerde neler gösterecek bana Japonya? Yaşayıp göreceğiz.

Görüşmek üzere. :)

5 Ekim 2015 Pazartesi

Merhaba,
Bugün ilk kez okula gittim, kayıt işleri vs gerekiyordur diye. Ama oryantasyon Çarşamba olduğu için "ilk günden neden geldi ki bu buraya" der gibi baktılar suratıma. :D Ama imza vs gibi ufak tefek işleri şimdiden yapmak sonrası için daha rahat olur diye yine de belgeleri hallettiler. Sonrasında aradığımız kan sen olabilirsin dercesine, Üniversitenin bir dergisi için yabancı öğrencilerle fotoğraf çekimi yapmak yaptıklarını, benim de fotoğrafa dahil olup olamayacağımı sordular. Ben neden olmasın dediğimde, gelir gelmez böyle bir şeyi kabul ettiğim için defalarca teşekkür ettiler. (Bu teşekkür fasılları bir türlü bitmek bilmiyor.) Fotoğrafın açıklamasını yaparken, geçen yılki dergiyi gösterip, rektörle birlikte 3-4 öğrencinin fotoğrafı gibi bir kare olacağını söylediler. İlk günden rektörle tanışacaktım yani. 
Çekim saati geldiğinde 2 Japon, 1 Laoslu ve beni çok şık bir salona götürdüler. Geçen yılki fotoğraf açık havadayken, bugün hava kapalı olduğundan, kapalı mekan çekimi yapılacakmış. Çekim sonrasında rektörün anlattığına göre, 1949 yılına kadar, her yıl mezuniyet törenine kraliyet ailesinden biri mutlaka katılırmış, bu salon da o geldiğinde kullanması için yapılmış. Tabi 1949'dan sonra bu geleneği devam ettirmemişler, sadece geçtiğimiz yıllarda 1 defa Altes Prenses katılmış, Okula uğradığım ilk gün, sadece rektörle tanışmakla sınırlı kalmayıp, kraliyet ailesinin ağırlandığı, üniversitenin eski öğrencilerinin bile ilk kez gördüğü salona girme şansına sahip oldum. :) Ayrıca rektör bize kartını (meishi) vererek, istediğimiz zaman kendisine ulaşabileceğimizi söyledi. 
Çekim bittikten sonra, onlara destek olduğumuz için (yana yakıla çekime katılacak öğrenci arıyorlarmış meğer) Üniversitenin ürünlerinden herhangi bir ürünü seçmemizi istediler. Seçtiğimiz ürünü bize hediye edeceklerdi. Ben de içinde en pembe olmayanını seçerek siyah tişörtlerden aldım. Onun yanında bize su da verdiler ama bu suyun farklı tarafı, üniversitenin suyu olması. Ya da en azından etikete üniversitenin adını yazmış olmaları. :D Aşağıda fotoğrafı da var.  Tişörtün arkasındaki pembe çantayı da tişörtü içine koyarak verdiler. Kız üniversitesinde olunca her şey pembe olmak zorundaymış gibi. Sanırım ben bu pembeden kaçamayacağım. :(


Neyse, fotoğraf çekimi falan bittikten sonra, banka hesabı açtırmak için Mitsui Sumitomo Bankası'na gittim. Yurt ücretini oraya yatırmamız gerekiyor. Ama bankaya gittiğimde saat henüz öğleden sonra 3'ü biraz geçmesine rağmen kapı duvar görünce, kapıyı bulamadım sandım ve yoldan geçen birisine sorduğumda, kadın önce benim için kapıyı aradı, ama sonra farkettik ki banka kapalı. O andan sonra benim şok yaşayacağım cümleyi söyledi: "Japonya'da bazı bankalar 15.00'te kapanıyor." Bu nasıl bir sistem böyle? Hayır yani kapıda da sadece ATM'lerin 7/24 açık olduğu yazılı, banka çalışma saatleri yazmıyor hiçbir yerde. Bunu da bu şekilde tecrübe ederek öğrenmiş oldum.
Sonuç itibarıyla bankaya gitmek istiyorsam öğle saatlerini geçirmemem gerekiyor. Yarın sabah erken kalkıp gitmek lazım.
O zaman size keyifli okumalar. Ben artık yatıyorum. (:

3 Ekim 2015 Cumartesi

Merhaba,
Dün resmi işler için koşturdum biraz. Onları aslında dün yazacaktım ama, bilgisayarımın şarjı bitti ve telefon ekranından da yazmakla uğraşmak zor geldi. Bugün bilgisayar için elektrik dönüşüm cihazı (ya da fişi) (電気変換プラグ)aldım. Bilenler biliyordur, bilmeyenler için, Japonya'da prizler bizimkinden farklı. O nedenle Türkiye'den getirdiğimiz elektronik cihazları kullanabilmek için bu fişi kullanmak gerekiyor (1. Fotoğraf). Tabi bunların da ülkelere göre farklı modelleri var. Türkiye için "B, C, SE" tipi fişler kullanılıyor. B ve C'nin uçları biraz daha ince olduğu için, telefon şarj aleti veya bilgisayar fişleri daha ince olanlar için uygun. Benim bilgisayarımda olduğu gibi, çok kalın ucu olan fişler için SE en ideali. Bu kadar ayrıntıya neden girdin diyenler olabilir, ancak bu ufak ayrıntılar hayat kurtarıyor, valla. :)


Dünkü belediye tecrübemi paylaşmadan önce, belediye ve banka işlerinde lazım olacağı söylendiği için yaptırdığım inkan'dan (bir çeşit damga) bahsedeyim. İnkan yapan dükkanlara giderek, adınızı (veya soyadınızı) söylerek, yazı tipini seçiyorsunuz ve resmi işlemlerde kullanmak üzere inkan yaptırıyorsunuz. Ben soyadımı kullandım, seçtiğim yazı tipine satıcı okuması zor dese de, çok hoşuma gittiği için kararımdan vazgeçmedim. Sonuç itibarıyla alttaki gibi bir inkan ortaya çıktı. Fotoğraf sizi yanıltmasın, aşağı yukarı 1 cm çapında bir şey. Bu arada belediyede buna gerek yokmuş, sadece bankada lazım olacak sanırım. (:


Neyse, o zaman düne dönerek, belediyede yaptıklarımı anlatmaya geçiyorum. 3 aydan uzun süre için Japonya'ya gelenler, hava alanında ikamet belgesi (在留カード) almak zorundadır. Daha sonra da adresleri belli ise, belediyeye giderek, ikamet adresini bu karta kaydettirmelidir (ve gerekliyse sağlık sigortası yaptırmalıdır). Bunun için, pasaport ve ikamet belgesi ile belediyeye giderek, danışmadaki görevliye derdinizi anlattığınızda sizi yönlendiriyor ve yönlendirdiği yerde bir başka görevli doldurmanız gereken formu açıkça anlatarak, formu doldurduğunuzda size bir sıra numarası vererek bankoya yönlendiriyor. Bundan sonrası klasik işler. Ancak, orada benim dikkatimi çeken, birden fazla bankoda işiniz oluyor ve hepsine de aynı banko numarasıyla gidiyorsunuz. Sizinle işi biten görevli, gitmeniz gereken bankoya numaranızı yönlendiriyor ve siz de gidip orada sıranızı bekliyor, sıranız geldiğinde işleminizi yaptırıyorsunuz. Hem kağıt israfı olmuyor, hem de kafanız karışmıyor. :)
Dün işlemler için koşturmaktan fotoğraf çekmek aklıma bile gelmedi ama, sanırım o kadarına da gerek yoktur. :)

Son olarak da bugün telefon alma maceramı anlatacağım. Öncelikle, 2 yıl önce geldiğimde ya ben cahildim, anlamadım ya da sim kartı tek başına alamıyordunuz. Bu sefer ilk dikkatimi çeken o oldu. Artık simfree telefon alarak, GSM şirketinden sadece simkart alabiliyorsunuz. Ama eskisi gibi GSM şirketinden telefon ve simkartı birlikte de alabiliyorsunuz eskisi gibi. Üstelik sözleşmeden 6 ay sonra telefonu firmaya götürerek sim kilidini de kırdırarak, Türkiye'ye döndüğünüzde sadece kaydettirerek kullanabiliyorsunuz.

Neyse efenim, ben ayrı ayrı uğraşmayayım diye doğrudan GSM şirketine giderek telefon ve simkartı birlikte almak istedim. Bunun için telefon şirketlerinin şubelerine doğrudan da gidebilirsiniz, Biccamera ya da Labi (orijinali aslında Yamada Denki ama binalarında LABI yazıyor) gibi teknoloji mağazalarının genelde ilk katlarında GSM operatörlerinin stantları oluyor, oralara da gidebilirsiniz. Ben 2. dediğimi yaparak Labi'de açılan AU (GSM şirketi)'ya gittim. Adamlar orada size istediğiniz bilgileri veriyor, fiyatları çıkarıyor, ödeme planınızı gösteriyor. Buraya kadar olan kısmı bizde de var. Ancak telefonu almaya karar verdikten sonraki işlem kısmı yaklaşık 1 saat sürüyor, bir sürü işlem yapıyorlar, her şeyi tekrar tekrar teyit ediyorlar (ya da ben yabancı olduğum için anlamadığımı sanarak yaptılar bilmiyorum). Tabi bu işlemler için Pasaport, ikamet belgesi (adresiniz kayıtlı olmalı) ve kredi kartı gerekiyor. Telefonu taksitle aldığınız için ödemeleri kredi kartıyla yapma şartınız varmış. Bir ara işlemler o kadar uzun sürünce beni nüfusuna mı alıyor bu adam diye de düşünmedim değil. :D İşlemler bittikten sonra, telefonu hemen alabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Görevli size bir kart vererek, hakkınızda yapılacak araştırma için 30 dk kadar beklemeniz gerektiğini, 30 dk sonra(başka işleriniz varsa da o gün içinde mağaza kapanana kadar) tekrar gelmeniz gerektiğini söylüyor. Bende bir sorun bulamadılar ve akşamüzeri gittiğimde telefonumu alabildim. :)

Fark ettiyseniz turistik bilgilerden ziyade faydalı bilgileri paylaşmaya çalışacağım. Tabi gezmeye başladığım zamanlarda gezilecek yerler hakkında da yazarım. Kısacası çok yönlü bir blog olacak benimkisi.

Sanırım şimdilik bu kadar yeter. Oya Başar gibi "Beni izlemeye devam edin anacım" diyerek yazıyı noktalıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. (:


Keyifli okumalar. :)

1 Ekim 2015 Perşembe

Merhaba.
Uzun zaman sonra yine buradayım. Bugün itibarıyla Japonya'da yaşamaya başladım ve yoğun istek üzerine (sadece 2-3 kişi) Japonya'da yaşadıklarımı ve bunları gerçekleştirmek için attığım adımları paylaşarak, ileride gelmek isteyenler veya gelemeyenler için bir kaynak oluşturması için burada paylaşım yapacağım.
Anlatımlarımdan yola çıkarak tavsiye ve merak ettiklerinizi bildirirseniz, ona göre burayı güncelleyebilirim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. :)